Sevgili Dostlar..
Dün sabah saatleri.. Bir sınavım var. Şemalar, formüller, çözüm aşamaları, soru tarzları zihnimin köşelerine doluşmuş. Fırsat bulan başını çıkarıyor, simasına baktırıyor. Birazdan bir diğeri hatırımda canlanıyor. Bir nevi konuları icmalen zihnimde tekrar ediyorum.
Bu arada kendimi izlemeyi de ihmal etmiyorum. Bir hedefe kilitlenmek demek insanın zihnini bu kadar meşgul etmeli: her kenarında bir bilgi canlanmayı beklemeli; nazarın karşısında sırayla bir
"bilinmesi gereken" hazır kıt'a bulunmalı, nazardan geçirilmeli. Kendi kendime yeni tesbit etmiş gibi söyleniyorum: "Demek ki neymiş! Risale-i Nur talebesi işte böyle zihninin her yanı Nurlarla dopdolu olmalı ki münevver, aydın bir istidat yakalasın."
Bugün sınav açıklandı, geçmişim çok şükür. Lakin bana kazandırdığı bakış açısı daha güzel bir meyve oldu.
Zihinsel yetenek kazanmanın çaresi, amacın zihni kendiyle meşgul etmesi imiş, farkettim. Neyse, sadede geçmeliyim.
Zihinsel KabiliyetNur Müellifi Hazretlerinin, Profesörlerin el kitabı o meşhur
Muhakemat'ında belirttiği gibi, aklın büyük meseleleri anlaması için zihinsel istidat kazanması gerekiyor: Akla basamaklar verilerek, olduğu yerden daha yüksek ve geniş hedeflere, hakikatlere ulaşmak mümkün kılınmalı. Bu bir bakış açısı. Bu bir yaklaşım.
İşte bu yaklaşım açısından, sanki her bir Risale zihne yüksek düşünme yeteneğini kazandıracak basamaklar, destekler, yükselticiler, ufuk açıcılar, anahtarlarla, hikmetlerle örgülenmiş ve tahkim edilmiş. Bu yapılırken bilinçli bir destekleme ve yükseltme takip edilmiş.
Konuyu bir yanıyla ele alayım: Meşhur Haşir Risalesi mukaddimesinde önce
"Bir harf kâtipsiz olmaz." der. Sonra:
"İnce harflerle yazılmış tutarlı bir kitap yazarsız olmaz." der. Sonra da,
"Şu kâinat öyle bir kitaptır ki..." der, kâinatın yazarsız, ustasız, sanatkârsız, sahipsiz olamayacağını ispatlayıp ikna eder.
Dikkat edilirse, doğrudan
"kâinat büyük bir kitaptır" demiyor. Önce açık fakat minik bir gerçeği imliyor:
"Harf yazarsız olmaz." Olmaz; çünkü anlam var. Sonra ufku açıp kitaba geçiyor. Sonra ufku açıp kâinata geçiyor. Harf, kitap, kâinat kitabı.. Kısaca, muhatabının zihnini asıl konuya hazırlıyor.
Diğer deyişle, -avamca- konuya balıklama dalmıyor, muhatabına zihinsel yetenek kazandırıyor, onu da yanına alıp öyle konuya giriyor.
Bunu şuradan da anlıyoruz: Önce bir temsil ile hitap ettiği zihne istidat veriyor. Sonra o olgunlaşan zihnin üzerine yeni ve asıl konuyu yüklüyor. Böylece güç kazanan zihin için, asıl konu ağır gelmiyor, yüklenebiliyor. Önce temsil, sonra hakikat.
Temsiller, mukaddimeler, esaslar, hikmetler bu amaca da hizmet etmiş oluyor: Muhataba zihinsel yetenek vermek. O aklı olgunlaştırmak. Hakim isminin bir tezahürü de bu olsa gerek.
Hatta bir cümlede ard arda dizilen kelimeler bile bu
"yükseltme, erdirme" emeline yardım ediyor. Örneğin, konunun girişleri hafif ve kolay kelime ve hikmetler taşıyorsa, git gide konu daha detaylı ve daha çarpıcı ve daha geniş olan asıl meseleye çekiliyor.
Bize Faydası: Kuşkusuz Kur'an'a ait hiçbir hikmet küçümsenecek gibi değildir. Sonsuza hizmet eden küçük değildir. Bence bahsettiğim yaklaşım çok önemli. Bizler birer anlatıcı veya olması gereken şekliyle
"irşad ve tebliğ kahramanı" olarak bu kabil hikmetlerden, bu nevi tekniklerden, bu tarz yaklaşımlardan, bu gibi Kur'ani üsluplardan mahrum kalmamak lazımdır. Belki bunlar bizim fıtratımızın en rahat bir yanı haline gelmelidir ki kudsi görevi yaparken bir kafiyenin fonksiyonunu eda edebilelim; muhataba vesile olabilelim.
Yapılması gereken: Evet, konuya balıklama dalmamak, karşıdakinin zihnini olgunlaştırmak lazım. Yalnız
"aman muhatabı zihnen olgunlaştırayım" derken sözü fazlaca dolandırıp
"gereksiz geyikler" yapılmaması gerektiğini de izah etmeye lüzum yok. Yani irşad: ızdırap..
Evet, mütakkilerin önderi olmayı dileyen Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselâmın ümmeti olmak lillahilhamd nasip edilmiş. Mütakki önderi olmak için müttaki yetiştirmek gerek. Bu da onları kalben -ihlasla- olduğu gibi, aklen de -teknik ve yaklaşım olarak da- olgunlaştırmayı gerektiriyor. Elbette müttaki önderi, önce kendi nefsine kabul ve tasdik ettirmesi lazım.
Öneri: Anlatıldığı gibi, Risale-i Nur'u
"zihne keşfetme yeteneği kazandırması" açısından da değerlendirmeye alalım.
Bu konuda bolca örnek var. Zaten her Risale pek çok hikmete dikkat etmenin yanında, bu hikmete de hassasiyet gösterilerek vücuda getirilmiş kanısındayım. Konuyu bu açıdan örneklerle derinleştirmeleri için değerli Büyüklerimden ve Kardeşlerimden yazılar bekleyeceğim.
Keşke icmalen hisettiğim bu kat'i gerçeği daha güzel ifade edebilseydim.. Arzu ettiğim gibi
düzenli ve bol örnekli bir yazı ortaya koymak.. Umarım o bahar başka bir sayfada illa açar. Hayırlısı.
Sevgi ve selâmlarımla..