Cumartesi, Haziran 06, 2009

TAŞINIYORUZ

Sevgili Dostlar,

Yeni adres açtık, oraya taşınıyoruz inşallah:

www.nurakademi.com

İçerik zayıf, ancak yorum ve ziyaretçi yazılarıyla bize destek olabilirsiniz.

Cuma, Haziran 13, 2008

Milyonicat Forumlar

Açıldı...

http://forum.milyonicat.com/

...

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

YENİ TASARIM :

Merhabalar Sevgili Dostlar,

Blog sitemin uzun süredir değişmediğinin farkındayım. Yaprak kıpırdamıyor. Karıncalar gezinmiyor. Kuşlar cıvıldaşmıyor. Harabe değilse de, hareketli bir yer de olmadığı malum.

Pek yakında yeni çalışmalarla gelme ümidindeyim. Dualarınızla internet evreninde minik ve mütevazı bir çalışmanın daha arzedilmesini diliyorum. Sessizliğimizden ötürü ürkmemeniz dileğiyle,

Selamlar.. Sevgiler..

Salı, Ocak 24, 2006

GÖNÜL ŞAFAĞI..

Selamlar sevgili gayb..

Gönül yaralı. Zaman gözüm önünde geçiyor. Meraklar dirilmiş, salon halısının etrafında dört dönüyor. Gönül gecesinin nurlu sabahını bekliyorum. "Artık yeter" diyene dualarınla olsun yardım eder misin?

İç dışa, dış içe çevrilse, evet, Eyyûb Aleyhisselâm'dan derincedir yaralarımız. Velinin göz göre göre 40 sene ümit kesmediği kapıdan, daha yolun başında ümit kesip sırt dönmek hiç olur mu?

Haşyet güvercini gönlümüze misafir olana dek, nedamet neyini üflemeye devam eyle.

Sevgilerimle.

Çarşamba, Aralık 07, 2005

ZİHNE YETENEK VERMEK

Sevgili Dostlar..

Dün sabah saatleri.. Bir sınavım var. Şemalar, formüller, çözüm aşamaları, soru tarzları zihnimin köşelerine doluşmuş. Fırsat bulan başını çıkarıyor, simasına baktırıyor. Birazdan bir diğeri hatırımda canlanıyor. Bir nevi konuları icmalen zihnimde tekrar ediyorum.

Bu arada kendimi izlemeyi de ihmal etmiyorum. Bir hedefe kilitlenmek demek insanın zihnini bu kadar meşgul etmeli: her kenarında bir bilgi canlanmayı beklemeli; nazarın karşısında sırayla bir "bilinmesi gereken" hazır kıt'a bulunmalı, nazardan geçirilmeli. Kendi kendime yeni tesbit etmiş gibi söyleniyorum: "Demek ki neymiş! Risale-i Nur talebesi işte böyle zihninin her yanı Nurlarla dopdolu olmalı ki münevver, aydın bir istidat yakalasın."

Bugün sınav açıklandı, geçmişim çok şükür. Lakin bana kazandırdığı bakış açısı daha güzel bir meyve oldu. Zihinsel yetenek kazanmanın çaresi, amacın zihni kendiyle meşgul etmesi imiş, farkettim. Neyse, sadede geçmeliyim.

Zihinsel Kabiliyet

Nur Müellifi Hazretlerinin, Profesörlerin el kitabı o meşhur Muhakemat'ında belirttiği gibi, aklın büyük meseleleri anlaması için zihinsel istidat kazanması gerekiyor: Akla basamaklar verilerek, olduğu yerden daha yüksek ve geniş hedeflere, hakikatlere ulaşmak mümkün kılınmalı. Bu bir bakış açısı. Bu bir yaklaşım.

İşte bu yaklaşım açısından, sanki her bir Risale zihne yüksek düşünme yeteneğini kazandıracak basamaklar, destekler, yükselticiler, ufuk açıcılar, anahtarlarla, hikmetlerle örgülenmiş ve tahkim edilmiş. Bu yapılırken bilinçli bir destekleme ve yükseltme takip edilmiş.

Konuyu bir yanıyla ele alayım: Meşhur Haşir Risalesi mukaddimesinde önce "Bir harf kâtipsiz olmaz." der. Sonra: "İnce harflerle yazılmış tutarlı bir kitap yazarsız olmaz." der. Sonra da, "Şu kâinat öyle bir kitaptır ki..." der, kâinatın yazarsız, ustasız, sanatkârsız, sahipsiz olamayacağını ispatlayıp ikna eder.

Dikkat edilirse, doğrudan "kâinat büyük bir kitaptır" demiyor. Önce açık fakat minik bir gerçeği imliyor: "Harf yazarsız olmaz." Olmaz; çünkü anlam var. Sonra ufku açıp kitaba geçiyor. Sonra ufku açıp kâinata geçiyor. Harf, kitap, kâinat kitabı.. Kısaca, muhatabının zihnini asıl konuya hazırlıyor. Diğer deyişle, -avamca- konuya balıklama dalmıyor, muhatabına zihinsel yetenek kazandırıyor, onu da yanına alıp öyle konuya giriyor.

Bunu şuradan da anlıyoruz: Önce bir temsil ile hitap ettiği zihne istidat veriyor. Sonra o olgunlaşan zihnin üzerine yeni ve asıl konuyu yüklüyor. Böylece güç kazanan zihin için, asıl konu ağır gelmiyor, yüklenebiliyor. Önce temsil, sonra hakikat.

Temsiller, mukaddimeler, esaslar, hikmetler bu amaca da hizmet etmiş oluyor: Muhataba zihinsel yetenek vermek. O aklı olgunlaştırmak. Hakim isminin bir tezahürü de bu olsa gerek.

Hatta bir cümlede ard arda dizilen kelimeler bile bu "yükseltme, erdirme" emeline yardım ediyor. Örneğin, konunun girişleri hafif ve kolay kelime ve hikmetler taşıyorsa, git gide konu daha detaylı ve daha çarpıcı ve daha geniş olan asıl meseleye çekiliyor.

Bize Faydası: Kuşkusuz Kur'an'a ait hiçbir hikmet küçümsenecek gibi değildir. Sonsuza hizmet eden küçük değildir. Bence bahsettiğim yaklaşım çok önemli. Bizler birer anlatıcı veya olması gereken şekliyle "irşad ve tebliğ kahramanı" olarak bu kabil hikmetlerden, bu nevi tekniklerden, bu tarz yaklaşımlardan, bu gibi Kur'ani üsluplardan mahrum kalmamak lazımdır. Belki bunlar bizim fıtratımızın en rahat bir yanı haline gelmelidir ki kudsi görevi yaparken bir kafiyenin fonksiyonunu eda edebilelim; muhataba vesile olabilelim.

Yapılması gereken: Evet, konuya balıklama dalmamak, karşıdakinin zihnini olgunlaştırmak lazım. Yalnız "aman muhatabı zihnen olgunlaştırayım" derken sözü fazlaca dolandırıp "gereksiz geyikler" yapılmaması gerektiğini de izah etmeye lüzum yok. Yani irşad: ızdırap..

Evet, mütakkilerin önderi olmayı dileyen Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselâmın ümmeti olmak lillahilhamd nasip edilmiş. Mütakki önderi olmak için müttaki yetiştirmek gerek. Bu da onları kalben -ihlasla- olduğu gibi, aklen de -teknik ve yaklaşım olarak da- olgunlaştırmayı gerektiriyor. Elbette müttaki önderi, önce kendi nefsine kabul ve tasdik ettirmesi lazım.

Öneri: Anlatıldığı gibi, Risale-i Nur'u "zihne keşfetme yeteneği kazandırması" açısından da değerlendirmeye alalım.

Bu konuda bolca örnek var. Zaten her Risale pek çok hikmete dikkat etmenin yanında, bu hikmete de hassasiyet gösterilerek vücuda getirilmiş kanısındayım. Konuyu bu açıdan örneklerle derinleştirmeleri için değerli Büyüklerimden ve Kardeşlerimden yazılar bekleyeceğim.

Keşke icmalen hisettiğim bu kat'i gerçeği daha güzel ifade edebilseydim.. Arzu ettiğim gibi düzenli ve bol örnekli bir yazı ortaya koymak.. Umarım o bahar başka bir sayfada illa açar. Hayırlısı.

Sevgi ve selâmlarımla..

Çarşamba, Kasım 23, 2005

FAKİRANE BİRKAÇ BİLİNDİK MÜLAHAZA

"Neden ve ne kadar okumak üzerine düşüncelerim"

Merhabalar Düşünceli Arkadaşlar..

Aynen Özgürdüşünceli Abimizin önerdiği gibi düşünüyorum: Arabesk takılmak değil; kendimizi sorgulamak lazım. Kendim için müellifin yaptığı gibi araştırma ve ikna yolunu deneyeyim. Umarım size de faydası olur bu notların.. Ve umarım bilindik gelmez.

Ketmeden Engellerden Çıkış

Sanırım bizim okumamıza ket vuran en az şu engeller var:

1. İhtiyacı hissetmiyoruz; çünkü ya dünya cazibesi unutturuyor; veya olduk, piştik zannediyoruz. İşte aç olsak bu mutfağa koşardık.
2. Eserlerin gücünü farketmemişiz; çünkü ya anlamamışız ne anlatıyorlar; veya tanık olmamışız nasıl muzaffer oluyorlar. İşte biz kaynaklarımızın gücünden yana hayli gafiliz. Elimiz altında elmaslar hazinesi var.
3. Veya tam dava edinmemişiz; çünkü ya davayı idrak etmemişiz; veya nefis boğazımıza basıyor, başımıza vuruyor. İşte içinde evladımız yanan konağa koşmamak nasıl mümkün değilse, öyle de dava edindiği halde aksi davranmak mümkün olmazdı. Buna da dikkat..

Bunlarda birbirini doğuran döngü var bir bakıma: İhtiyacı hissetmek okumayı sağlıyor, okumak ihtiyaç hissini tahrik ediyor. Okudukça eserlerin gücünü farkediyoruz; farkettikçe mütalaaya devam ediyoruz. Davayı benimsedikçe sarılıyoruz kitaplara; sarıldıkça da dava netleşiyor zihnimizde..

Bu eserler ki Kur'an'dan nebean etmişler. Bu eserler ki tecdid yapıyor. Bu eserler ki Said Nursi gibi bir şahsiyet bunlara kapak olmuş.. Bu eserler ki -tahminim- yeryüzünde en az 4 milyon seveni ve yüzbinlerce okuyanı var. Ve sayısız şahsiyetlere imanda hizmet ve vesile olmuşlar.

Bu asır ki sağ salim içinde ömür noktalamak için Nurlar kadar bilmek gerekiyor. Bu çağ ki Risale kadar sebat ve marifet istiyor. Ben madem oturup yeniden Nurları yazamam. Madem hazır yazılmışlar; madem bu hakikatlar olmadan devrileceğim; bu köklerden beslenmem hayati bir mesele...

Yirminci mektuptaki kişi, nasıl istatistikli bir nevi coğrafya yazmak için: ya beş paralık tel ile telefon makinesini Sultanın telefon ve telgraf merkezine bağlar, her yerle görüşür, bilgi alır. Veyahut tüm yerleri gezmek veya yeni bir telefon-telgraf santralini her yere çekip Sultan kadar masraf etmek gerekecek.

Aynen onun gibi bütün bu hakikatları anlamak için, ya beş paralık akıl telimi Nurlar merkezine bağlayacağım; veya tüm bu hakikatları keşfeden ikinci bir Bediüzzaman olacağım. İkinci şık pek şık gelmiyor bana ve çok zor olduğu için mantıken makul olan birinci yolda ilerlemeliyim.. Okumalıyım. Bana bundan başka yol yok.

Risale-i Nur Ne Kazandırır

60 yaşlarında muhterem bir büyüğüm hayalen Nurlardan sormuş.. Nurlar neye vesile olacağını hakikat lisanıyla söylemiş. Söylenirken not ettim, Risale-i Nur ne kazandırır:

1. Huzur-u Daimî
2. Sağlam bir tahkikî îmân
3. İyi bir uhuvvet
4. Muhkem bir ihlâs
5. Eneye tokat
6. İsrafsız iktisat
7. Maişette bereket
8. Derin bir şefkat
9. İkna gücü
10. Geniş tefekkür
11. Devamlı faaliyet
12. Örnek bir edeb
13. Şuurlu itaat
14. Metotlu hayat
15. Toplumda güven

Daha ne olsun, Allah aşkına?


Ne Kadar Okumalı

Bir arkadaşım var, Serkan. Risaleleri 5 defa tekrarlamış. Bazılarını duydum 27 kere Sözleri bitirmiş. Bazı kişiler tüm külliyatı 80 defa, hatta 120 defa bitirmiş. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yüzlerce kere bitirmiş olduğunu duydum. Belki tahdis-i nimet olarak kendisi söylemiştir. Zaten günde 200 sayfa okumakla en az 40 yıl tutar. Demek ki okundukça okunuyor. Cezbe incizaba inkılab ediyor. Bir de meselenin ömürlük olduğu anlaşılıyor.

Her zaman duyduğumuz bu klasik istatistiki bilgiden sonra, şunu sorgulayayım: Neden önce perdeli, sonradan inkişaf ediyor bu eserler; neden armut piş ağzıma düş değil?

Şöyle: Bugün yirminci mektup denilen şaheser bahçesinden elim yetiştiği meyveleri koparmaya çalışıyordum. "Ve huve ala kulli şey'in Kadir ve ileyhil masir" sırlarını okuyordum.

İşte ordan aklıma geldiğine göre.. Nasıl ki her bir asker bütün ordu gücünü ardına alır ve alabilir. Her bir parça risale de bütün Risale-i Nur ordusunu ardına alıyor. Bu yüzden bütün Risaleleri (külliyatı) bütüncül bilmek ve fakat iyi bilmek gerekiyor ki derin anlamak mümkün olsun.

İşte bu birlik ve bütüncüllük içinde okumadığımız için perdeli gidiyor, anlamayınca kaçmak geliyor. Perdenin aralanması yine okumakla ve mütalaa ile olur.

Asıl mesele: Süreklilik

Yukarıda bahsettiğim arkadaşım Serkan hayli ilginçtir. Diyelim sabah uyandı, daha eserleri okuyamadan bir işi çıktı. Dışarı çıkmadan önce mutlaka şunu yapar: İlla eline eseri alır, yarım sayfa dahi olsa okur. Okumadan gitmez. Çünkü marifet çok okumakta değil, süreklilik sırrına mazhar olmakta, anlamış.

İşte bu süreklilik sırrını yakalamak için her gün -miktar çok önemli değil, ne kadar olsa kârdır- elden geldiğince okumak gerektiği kanısındayım. Her gün biraz okumak.. Bir iki paragraf bile olsa.. Yeter ki sayfa ipi her defasında yeni yeri işaret etsin. Mesele süreklilik sırrına mazhariyet.. Süreklilik sırrı.. Süreklilik..

Zaten kemmiyetten ziyade, keyfiyet önemli değil miydi? Teknik ve miktardan ziyade, ihlâs önce gelmeli değil miydi? Süreklilikten daha güzel ihlâs mı olur?

Yahu ey tenbel nefsim! İmtihan dünyasındasın; bırak arabesk takılmayı.. İnsaf et.. Herşeyin de pişip ağzına düşmesini bekleme! Bırak bu inadı.. Kolay gelsin.

Okuyucuya selamlarımla..

KALB VE ÇEKİRDEK

Merhabalar Vefalı Dostlar..

Şu Mübarek Üstad nasıl yaşamış tespitlerini, ne etmiş.. Hani ihlasla yaşayanlardan daha salimi, ihlâsa erdirilenler oluyor. Birinde cezbe var, diğerinde incizab..

Evet.. Mesele şudur ki: Mübarek Üstad bir cümle yazmışsa, adeta Risalelerin her yerine o cümleciğin manasını andıran haller gelmiş. Kur'an'ı tarif ederken: 'Zahiri ihfa; hafiyi izhar' demişse bir kere, artık hep o orjinaliteyi soluklamış: Gizlenmiş açıklar.. Açık olmuş gizliler..

Bugün kerametli Risalelerin kerametli mektuplarından ondokuzuncusunun onsekizinci işaret ikinci nüktesinin son kısmını okuyordum. Ne vefasızlıktı kaç zamandır.. Hasretim dindi. Dilerim ötede: 'İşte falan oğlu falan'ın vefasızlığı' diyerek yanıma bir sancak dikmezler; fakat Allah vefasızlığı izhar ediyor; çare yok.

Cümle şu: 'Hem madem (Kur'an) Halık-ı Küll-i Şey'in kelâmıdır; herbir kelimesi, kalb ve çekirdek hükmüne geçebilir. (Etrafında, esrardan müteşekkil bir cesed-i manevîye kalb ve bir şecere-i maneviyyeye çekirdek hükmüne geçebilir.)'

Kâinatta kalbler ve çekirdekler yaratan Allah için, Kur'an'ın her kelimesi bir kalb olabilir. Bir çekirdek hükmünde olabilir.

Önce cümlenin kuruluşu dikkatimi çekiyor. Neden parantez içindeki şeyi doğrudan söylemedi de önce kalb ve çekirdek şeklinde söyledi; sonra açtı? Çünkü anlattığı şeyi haliyle gösteriyor; söyleyeceği şeye hali misal oluyor. Paranteze girmeden önce cümleyi tefekkür eden, parantezi keşfedebilir. İşte cümle de bunu anlatıyor zaten..

Sonra bir tefekkür ufku açıldığını anlıyorum: Kur'an'da her bir kelime bir manevi cismi canlandıran bir kalb konumunda. Ve her bir kelime bir manevi ağacın programını imleyen bir çekirdek hükmünde. Keşfedilmeyi bekliyorlar!

Sonra düşünüyorum; Risale-i Nur'daki kelimeler, cümleler, sözler hep böyle değil mi? Ya kalb gibi bir cismin merkezinde duruyor; biz görmesek de.. veya çekirdek gibi büyük bir hakikatı akılda, kalbte canlandırmaya vesile oluyor; farketmesek de.. Marifet de zaten o cismi ve o ağacı keşfetmekte.. Hani diyor ya: 'Kur'an güneşten güneş için bahsetmiyor' diye.. Yani güneşin merkezinde durduğu hakikati keşfedeceksin.

O yüzden de deniliyor ya: 'Risale-i Nur okuyan ilhama mazhardır.' Mazhardır; çünkü o çekirdeklerin ağaçları ve o kalblerin cisimleri nevinden çok şey farkettirilir, keşfettirilir. Tabii efradını cami iken, ağyarına da manidir bu üslup ve bu hal.. Risalelerle nikahlanmayan, onun peçesinin ne güzellikleri gizlediğini öğrenemez. Peçe nikahlıya açılır. Nikah ebed hesabıyladır.

Risaleler 6000 sayfadır diyorlar.. Hayır öyle değil.. Belki o çekirdekler 6000 sayfa..

Kısaca: Risalede çekirdek söyleniyor; ağacını keşfetmeliyiz. Kalb imleniyor; bedenini farketmeliyiz. Kırkbin müşahedatın bir yolu!

Konu buydu. Öyle tahkike, gayrete muhtaç ki..

Selam zarfında sevgilerimle..